TRUMPF ile STOPA arasında neredeyse kırk yıl öncesine uzanan iş birliği, malzeme akışını ve makine performansını akıllı şekilde birleştirme yönündeki ortak hedeflerinin bir sonucu olarak başlamıştı. Bugün itibariyle iki şirket birlikte sac imalatına yönelik entegre akıllı fabrika çözümleri geliştiriyor. TRUMPF'ın STOPA'daki çoğunluk hissesini alması ile birlikte bu iş ortaklığı yeni bir boyut kazanıyor.
TRUMPF, STOPA'daki hisselerini belirgin düzeyde artırdı. Daha da yakınlaşan iş birliği müşteri için ne türde avantajlar anlamına geliyor?
J.-A. Junker: Müşteri, entegre durumda bir genel sistem elde etmiş oluyor. Makine, depo ve yazılım optimum düzeyde uyum halindedir; bu da stabil iş akışları ve öngörülebilir üretim sürelerini mümkün kılar. Müşteriler verimlilikte büyük bir artış hisseder.
Bu adımı atmak için neden şimdi doğru zamandı?
J.-A. Junker: Müşterilerimizin taleplerinde çok belirgin değişiklikler yaşandı. Artık tekil ürünler yerine, makineden depoya ve yazılıma uzanan entegre çözümler bekliyorlar. Çoğunluk hissesinin satın alınmasıyla, tam da bunu kararlı şekilde geliştirmey sürdürmek üzere gerekli yapısal koşulları oluşturuyoruz.
Bu durum mevcut iş ortaklığında ne türde temel değişikliklere neden olacak?
J.-A. Junker: Artık eldeki konuları daha hızlı ilerletebilecek ve kararları birlikte alabilecek durumdayız. Geliştirme, ürün stratejisi ve servis unsurları artık birbirine daha da yakın hale geliyor. Bu bizi daha etkili kılıyor. Edgar Mörtl ile birlikte şimdiden pek çok olumlu etki gözlemliyoruz.

Jörg-André Junker için kesin olan bir şey var: Sac imalatının geleceği entegre sistemlerde yatıyor. TRUMPF ile STOPA arasındaki sıkı iş birliği, müşterilerin üretimlerini daha kolay şekilde otomatikleştirmesine ve sürdürülebilir olarak daha verimli ilerlemelerine imkan tanıyacak.
STOPA, on yıllardır TRUMPF ile yakın bir iş birliği halinde. Sizin görüşünüze göre çoğunluk hissesinin alınması ne kadar önemli?
E. Mörtl: Bizim için bu, mantıklı bir sonraki adım oldu. Mevcut iş birliği, hem mesleki hem de kültürel bakımdan yıllar içinde gelişim gösterdi. Artık depo alanındaki uzmanlığımızı, net olarak müşteri avantajlarına odaklanarak TRUMPF’ın genel stratejisine daha hedefli bir şekilde entegre edebileceğiz.
Günümüzde müşteriler hangi alanlarda hala verimlilik kaybı deneyimliyor ve bunlar nasıl azaltılabilir?
E. Mörtl: Bunlar sıklıkla iletişim boyutunda yaşanıyor: Farklı muhatap kişiler, manuel koordinasyon ihtiyacı, iletişim kopuklukları... Tam da bu noktada devreye giriyoruz: Hedefte, malzemeleri doğru zamanda doğru yerde otomatik olarak sağlayan bir Akıllı Fabrika var ve bu, insan müdahalesi değil, bir yazılım tarafından yönetiliyor. Bu, elbette devam edecek bir süreç. Servis de dahil olmak üzeretüm müşteri deneyiminin tamamı, daha derin entegrasyonun avantajlarından faydalanıyor olacak.
Bu kapsamda, STOPA depo sistemleri ile Oseon gibi TRUMPF yazılımlarının kombinasyonu ne türde bir rol oynuyor?
E. Mörtl: Son derece merkezi bir rol. Planlama, optimizasyon ve kumanda adımları yazılım tarafından üstleniyor. Yeniden stoklamaları organize ediyor, görevleri önceliklendiriyor ve taşıma sürelerini optimize ediyor: Birçok senaryoda geceleri bile otonom olarak çalışıyor. Bu da müşteri açısından hem daha fazla şeffaflık hem de daha az operasyonel müdahale anlamına geliyor.

Edgar Mörtl, otomatik depolama teknolojisinde onlarca yılı bulan bir deneyime sahip. Akıllı malzeme akışlarının stabil proseslerde oynadığı rolden, deponun neden modern üretimin belkemiğine dönüştüğünden ve müşterilerin mevcut ihtiyaçlarıyla birlikte büyüyecek ve uzun vadede yatırımlarını güvence altına alacak ölçeklenebilir çözümlerden nasıl yararlandığını anlatıyor.
Hazırlık süreleri, verimliliği düşüren faktörler olarak kabul edilir. Entegre çözümler bunları minimuma indirmeye nasıl yardımcı oluyor?
J.-A. Junker: Hazırlık süreleri genelde malzeme eksikliğinden veya planlanmamış aksamalardan kaynaklanır. Depo, makine ve yazılım bir bütün olarak fonksiyon gösterdiğinde, bu etki yüksek düzeyde azaltılabilir. Sistem sizinle birlikte düşünür ve çalışmaları kapsamında hep bir adım ileridedir.
Depoyu akıllı fabrikanın belkemiği olarak tanımlıyorsunuz. Peki neden?
E. Mörtl: Zira bir sistemin toplam verimliliği, ancak münferit bileşenlerinin verimliliği kadar yüksek olabilir. Depo, malzemelerin hazır durumda olmasını ve proseslerin stabil olarak ilerlemesini garanti eder. Bu kapsamda yüksek kullanılabilirlik kritik önem taşır; aksi halde makinelerin potansiyeli boşuna harcanacaktır.
Birçok müşteri kademeli olarak tesislerini genişletiyor veya mevcut tesisleri modernize ediyor. Ortak portföy bu türde senaryolara nasıl destek sağlıyor?
E. Mörtl: Sistemlerimiz ölçeklenebilir bir yapıya sahip. Müşteriler küçük ölçekle başlayıp yıllar ilerledikçe depolarını gerektiği gibigenişletebilir. Bir depo genelde 25 yıl hizmet verir; bu süre boyunca makineler birkaç kez yenilenir. Çözümlerimizi tam da bu amacı gözeterek tasarladık. Dahası, ihtiyaç duyulduğunda devreye alınma seçeneği sayesinde müşterilerimize malzeme akışı lojistiğinde de tam esneklik sunuyoruz. Farklı bağlantı ve istasyonlara sahip olan esnek küçük depolar ve yüksek entegrasyon içeren büyük depolar...
Büyük depo çözümlerini küçük depolardan ayıran unsurlar nelerdir?
J.-A. Junker: Burada iki farklı malzeme akışı yaklaşımı söz konusu: Bir veya iki makineye hizmet veren, merkezi olmayan küçük depolar ya da bir lojistik düğüm noktası olarak birçok makineye hizmet veren büyük depolar... Her iki konsept de farklı güçlü ve zayıf yönlere sahip; bunları müşterilerimizle birlikte oturup geçerli prosesler, mevcut alan ve ekonomiklik bakımlarından değerlendiriyoruz. STOPA ile birlikte hareket ederek her iki yaklaşıma yönelik optimum düzeyde uyarlanmış çözümler sunabiliyor ve malzeme akışını her türde üretime hassas olarak uyarlayabiliyoruz.

Üretimin belkemiği: Otomasyonlu STOPA depo sistemleri ile malzeme akışı, makineler ve yazılım tek bir entegre proses olarak birbirine bağlanır. Malzemeler tam olarak ihtiyaç duyuldukları anda sunulur, taşıma mesafelerini kısaltılır, enerji tasarrufu sağlanır ve tüm üretim sürecinin verimliliğini yükseltilir.
Günlük üretim akışı kapsamında servis kalitesi, üretimin devam etmesi ile aksaması arasında genelde belirleyici bir role sahiptir. Bu yeni bütünleşme kullanıcılar için hangi somut iyileştirmeleri beraberinde getirecek?
E. Mörtl: İster makine ister depo konusunda, müşterinin istek ve talepleri için daima başvurabileceği bir muhatap kişi bulunacak. STOPA ve TRUMPF’un servis dünyaları giderek daha fazla birbirine entegre oluyor. Bu da servis proseslerini hissedilir derecede hızlandırıp karmaşıklık düzeyini azaltıyor.
Otomatik depo sistemleri sürdürülebilirliğe ne türde katkılar sağlıyor?
E. Mörtl: Verimli malzeme taşıma, yüksek verimlilikte alan kullanımı ve optimize edilmiş prosesler ile... Örnek olarak, malzemelerin depo içerisinde gereksiz yere taşınması yerine, tam olarak ihtiyaç duyulacakları yerde hazır bulundurulması gibi. Daha az taşıma, parça başına daha az enerji tüketimi demektir ve bu da hem ekolojik hem de ekonomiktir.
TRUMPF müşterileri önümüzdeki yıllarda neler bekleyebilir?
J.-A. Junker: STOPA ile birlikte farklı üretim hacimlerine ve ihtiyaçlarına esnek uyum sağlayabilecek yeni ürünler geliştiriyor olacağız. Müşterilerimizin elde edeceği somut faydalar: Daha az aksama süresi, daha yüksek makine kapasitesi, şeffaf malzeme bulunurluğu ve daha düşük servis maliyetleri... Tüm bunların odağında verimlilik ve rekabet gücünü kalıcı olarak artırmak yer alacak.




